Birleşik Krallık Lordlar Kamarası’nda Kral’ın Konuşması üzerine gerçekleştirilen oturumda söz alan Lord Sharkey, Kıbrıs meselesi, Crans-Montana görüşmeleri ve Kıbrıs Türk halkının onlarca yıldır maruz kaldığı izolasyonlara ilişkin dikkat çekici açıklamalarda bulundu. Lord Sharkey konuşmasında, Kıbrıs’ta çözüm girişimlerinin başarısızlığa uğramasında Rum tarafının rolüne dikkat çekerken, Kuzey Kıbrıs’ın yıllardır izolasyon ve ambargolar altında bırakıldığını vurguladı. Ayrıca yeni seçilen Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın açıklamalarına da değinerek Kıbrıs Türk halkının varlığının görmezden gelinerek adada bir çözüme ulaşılamayacağını ifade etti. Lord Sharkey’nin açıklamalarının tam metni şu şekilde: “Lordlarım, geçmişte Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Tüm Partiler Parlamento Grubu’nun (APPG) başkanlığını ve başkan yardımcılığını yaptığımı beyan ederim. Kıbrıs’taki bölünmeyi Lordlar Kamarası’nda birçok kez gündeme getirdim ve Dışişleri Bakanlığı’nın (FCDO) soruna uzun vadeli bir çözüm bulmaya yönelik yoğun çabalarına teşekkürlerimi kayda geçirmek isterim.

Adadaki sömürge geçmişimiz ve garantör güç statümüz, özellikle bundan dokuz yıl önce Crans-Montana müzakereleri öncesinde gerçek bir sorumluluk üstlenmemize neden olmuştur. Bu müzakerelerin son anda Rum müzakerecilerin süreçten çekilmesiyle başarısızlığa uğraması büyük bir üzüntü kaynağıdır. Kıbrıs elli yılı aşkın süredir bölünmüş durumdadır ve bu yarım yüzyıl boyunca adayı yeniden birleştirmeye yönelik birçok girişim olmuştur. Bu girişimlerin tamamı başarısız olmuş ve her seferinde başarısızlığın temel nedeni Güney Kıbrıs Rum tarafı olmuştur. Bugünkü durumda adanın kuzeyi olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, yalnızca Türkiye tarafından tanınan ve Türkiye tarafından ekonomik ve askerî olarak desteklenen fiili bir devlettir. Kuzey Kıbrıs izolasyon altında ve ambargo altındadır. 2017 yılında, Crans-Montana görüşmelerinin son anda çökmesinin ardından dönemin yeni KKTC Cumhurbaşkanı, KKTC’nin ayrı bir devlet olarak resmî şekilde tanınmaması halinde daha fazla müzakerenin zaman kaybı olacağı yönündeki oldukça anlaşılır görüşü benimsemiştir.

Şaşırtıcı olmayan şekilde bu durum — yakın zamana kadar — kayda değer bir ilerleme sağlanamamasıyla sonuçlanmıştır. Ancak durumun hassas olduğuna ve gerilimlerin arttığına dair uyarılar hiçbir zaman eksik olmamıştır. Bu, Orta Doğu’daki savaş başlamadan önceydi ve savaş adadaki gerilimleri çok daha yoğun hale getirmiştir. Ancak tüm bu artan gerilimlere rağmen — ya da belki de bu yüzden — müzakerelerin yeniden başlamasına yönelik zayıf da olsa yeni bir istek olduğu görülmektedir. Güney Kıbrıs lideri, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri ile Türkiye Cumhurbaşkanı arasındaki görüşmelerin yeni bir barış planına yol açabileceğini ifade etmiş ve müzakerelerin yeniden başlaması çağrısında bulunmuştur. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri de yeniden birleşme görüşmelerini canlandırma yönünde bir çaba arzusunu dile getirmiştir.

Açıkça görülmektedir ki, elli yıllık başarısız çözüm girişimleri süreci, iyi niyet konusunda sert dersler ve ciddi, muhtemelen hoş olmayan tavizlerin kaçınılmazlığını ortaya koymuştur. Sayın Bakan da bilecektir ki Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yakın zamanda yeni bir lider seçmiştir: Tufan Erhürman. Sayın Erhürman 28 Nisan’da şu ifadeleri kullanmıştır: ‘Sorulması gereken soru şudur: Kıbrıs Türk halkının varlığını görmezden gelerek bu adada bir çözüme ulaşılabileceğine gerçekten inanan biri var mı? … Bizim duruşumuza gelince? Halkımızın çözüm iradesinden güç alarak; sabırla, sükûnetle ve ciddi bir sorumluluk anlayışıyla kararlı bir şekilde buradayız.’ Kuzey Kıbrıs halkı onlarca yıldır tanınmadan, dezavantajlı koşullar altında ve ambargolarla yaşamaktadır.
Uluslararası sermayeye erişimden mahrum bırakılmış, şimdi ise bölgedeki savaşlar ve bunların sonuçlarıyla karşı karşıya kalmıştır. Adanın bölünmesi adadaki halkların suçu değildir; onlar suçlu değildir ancak bunun sonucunda elli yıldır izole edilmişlerdir ve bunun kaçınılmaz ekonomik sonuçları olmuştur. Bölgedeki jeopolitik değişimler, ittifakların yeniden şekillenmesi ve yeni seçilmiş siyasetçilerin ortaya çıkışı ilerleme için bir fırsat sunabilir. Ursula von der Leyen bu yıl 7 Ocak’ta durumla ilgili şu açıklamayı yapmıştır: ‘Avrupa Birliği için Kıbrıs konusunda kapsamlı, adil ve kalıcı bir çözüm mutlak öncelik olmaya devam etmektedir.’ Bakana aynı taahhüdü verip vermeyeceğini soruyorum. Kendilerinin de bildiği gibi bu Meclis’te Kıbrıs konusunda ciddi bir sempati ve önemli bir uzmanlık bulunmaktadır ve kendisiyle ve diğer meslektaşlarımla nasıl katkı sağlayabileceğimizi görüşmek üzere bir araya gelmeyi talep ediyorum.”



